NELER YAPABİLİRİZ 
 
DÜNYA GIDA GÜNÜ, BESLENME VE iSRAFI ÖNLEME
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş tarihi olan 16 Ekim, ‘Dünya Gıda Günü’ olarak kutlanmaktadır. FAO tarafından ilk kez 16 Ekim 1945’te kutlanmaya başlandı. ‘Dünya Gıda Günü’ günümüzde tüm Dünya ülkeleri tarafından, 9-16 Ekim arasında, bir hafta boyunca değişik etkinliklerle kutlanmaktadır..
 
 
BİR AMCA  KENDİ ÇABALARIYLA; ATILAN EKMEKLERİ TOPLAYIP
 HAYVANLARA VERİYOR,
      ALLAH ONDAN VE ONUN GİBİ DUYARLI İNSANLARDAN RAZI OLSUN.
 
 
 
*‘Dünya Gıda Günü'nün amacı;

-Gıda üretimi, tüketimi ve gıda güvencesine ilişkin konuları gündeme taşımak,

-Açlığa karşı uluslararası dayanışma ve mücadeleyi sağlamak,

-Besin ve gıda maddelerini daha iyi değerlendirme ve kullanma bilincini yerleştirmek.

*Açık ve Gizli Açlık

Bugün dünya üzerinde yaşayan 6 milyar insanın 826 milyonu açlık, 1.3 milyarı yoksullukla karşı karşıya bulunuyor. Açlık sınırı altında yaşayanların 790 milyondan fazlası gelişmekte olan ülkelerde, 36 milyonu da gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Gizli açlık ise dünyanın birçok bölgesinde büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Gizli açlıkla yüz yüze gelen insanların büyük çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Dünya üzerindeki 1.2 milyon insan güvenli içme suyundan yoksundur.

Dünyadaki gıda üretimi aslında herkesi beslemeye yetecek miktardadır. Açlık ve beslenme yetersizliği, gıda üretimindeki yetersizlikten çok, gıdanın dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanıyor. III.Milenyumla başlayan Gıda Krizi, daha sonra başlayıp halâ süren Mali Kriz daha da arttı.

*Gıda Krizinin başlıca nedenleri:

-Tarımsal verimlilik düşüktür.

-Gıda güvenliğinin sağlanmadığı ülkelerin çoğunda nüfus artış hızı halen sürüyor.

-Su varlığı ve toprak kullanımı önemli sorunlardır.

-Sel ve kuraklık olayları, uzun dönem ortalamalarının üzerinde meydana geliyor.

-Tarımsal araştırma ve geliştirmeye yapılan yatırım, uzmanların önerilerinin çok altında olup,

yoksul nüfus için asıl önemli olan ürünleri hedef almamaktadır.

*Açlığa karşı birleşelim…

Gıda güvencesini sağlamak ve sürdürebilmek küreselleşen dünyada ancak ulusal ve uluslararası işbirliği ile mümkün olmaktadır. Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin, sivil toplumun ve özel sektörün güçlerini birleştirerek oluşturacakları strateji ve alacakları kontrol önlemleri ile karşılaşılan sorunlarla mücadelede başarıya ulaşılacaktır. Maalesef bu başarı dilekleri çoğu zaman teoride kalmış, uygulamalarda soruna çözüm bulunamadığı gibi gittikçe artan bir şekilde kronikleşmiştir. FAO öncülüğünde 1996 yılında Roma’da yapılan “Dünya Gıda Zirvesi”nden başlamak üzere açlığa karşı oluşturulan uluslararası düzeyde tüm program ve projeler, zengin ülkelerin verdikleri taahhütleri tam yerine getirmemeleri nedeniyle başarıya ulaşmamıştır. Nitekim bu durum 2010 yılında G8’lerin Kanada’da Muskoka’da yapmış oldukları toplantıda; “Resmi kalkınma yardımlarının küresel gıda güvencesini sağlamak için yeterli olmadığı ” belirtilmiştir.

Gelişmiş ülkelerin, uluslararası kuruluşların, Sivil Toplum Kuruluşları her kademedeki yöneticilerin açlığın önlenmesinde daha samimi çabalar içinde olmaları insanlığın görevidir. “Komşusu açken, yatağında rahat uyuyan bizden değildir.” diyen peygamberimizin hadisi yüreklere nakşedilmeli…

Toplumlar da, aynı canlı organizmalar gibi fonksiyonları, güçlü ve güçsüz yönleri itibarı ile aynı biyolojik yasalara tabidir. Bir toplumun fertleri aç ise toplum da açtır, bir toplumun fertleri sağlıksız ise toplum da sağlıksızdır. Bu durum, sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı ölüm, hastalıklar ve diğer kayıplar yanında bireyleri ve toplumları biyolojik geri kalmışlığa götüren zorunlu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.

*Ne yapmalı?

-Aç insanlara erişebilmenin ilk adımı, o kimselerin kimliğini, yaşadıkları yeri ve durumlarını bilmektir. Gıda fiyatlarını izleyerek, hükûmetler, ülke ve toplumlar içerisinde açlığın en çok yaşandığı, hissedildiği yerleri saptayabilirler. Sonrasında da, sosyal güvenlik programları “güvenlik ağları” en savunmasız olanlara götürülebilir. Bu programlarda, dağıtım programları, nakit transferi programları ve istihdam programlarına yer verilebilir (Kriz kötüleştikçe Brezilya güvenlik ağını genişletiyor.)

-‘Üretici güvenlik ağları’nın da önemli bir rolü olabilir. Örneğin, Malavi ve Etiyopya'da tohum ve gübre için verilen sübvansiyonlar ve ürün sigortasına getirilen yenilikçi yaklaşımlar, sosyal korumanın bir parçası olmuş durumdadır. (Etiyopya da nakit para, gıda yardımlarını artırmakta.)

-Aç insanlara yönelik sosyal programların, şartlarla uygunluk gösterecek şekilde dikkatlice hazırlanması gerekir. Örneğin, gıda piyasalarının işler olduğu ve hedefin gıdayı satın almak için mali gücün artırılması olduğu yerlerde, nakit transferleri veya gıda damgaları gıdaya olan erişimi iyileştirebilir. Gıda piyasalarının iyi işlemiyor olması halinde, örneğin; uzak yerlerde veya savaş sonrası yıkılmış bölgelerde, doğrudan gıda yardımı veya “iş için gıda” gibi programlar, daha uygun olacaktır.

-Büyümede %4'lük bir gerileme kaydeden bir ülkede, kötü beslenen çocukların sayısında %2'lik bir artış beklenebilir. Çocuklarda ve hamile veya emziren kadınlar gibi diğer savunmasız nüfus gruplarında, yetersiz mikro besin öğelerinin tüketilmesiyle mücadele etmek için, gıda programlarında, beslenme çeşitliliğini sağlamaya veya iyileştirmeye, hatta mikro besin öğeleri veya güçlendirilmiş gıda maddeleri dağıtmaya çalışılması gerekir. Daha büyük çocuklar ise, okula yönelik beslenme programlarına ihtiyaç duyacaktır. Uzun vadeli tedbirler arasında, kaliteli anne sütü sonrası gıda üretmek için küçük ölçekli gıda sanayini desteklemek; emzirmeyi desteklemek ve teşvik etmek; yeterli beslenme eğitimi sağlamak ve çocukların gelişimini izlemek gibi tedbirler bulunmaktadır.

Açlığın, yetersiz ve dengesiz beslenmelerin neden olduğu ölümler, ruhsal ve fiziksel bozukluklar ulusal ve uluslararası düzeyde trajik boyutlara ulaşmıştır. Açlık ve yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölümler dikkate alındığında rakamın, AIDS, sıtma, tüberküloz ve diğer hastalıklardan daha fazla olduğu görülmektedir. Yetersiz beslenme ve açlıkla ilgili hastalıklar sonucu gerçekleşen ölümlerin diğer sebeplerle kıyaslandığında % 60 civarında olduğu belirtilmektedir. Açlık, nesilden nesile de devam etmekte, her yıl milyonlarca çocuk sadece anneleri yetersiz beslendiği için normalden az kiloda doğmakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde 10.9 milyon çocuk 5 yaşına ulaşmadan hayatını kaybetmektedir.

Çok çarpık ve adil olmayan dünyada yaşamaktayız. Dünya kaynaklarını doyumsuz bir şekilde tüketen belli zümreler aşırı beslenmeden dolayı sağlık problemleriyle uğraşırken, açlığın ve yetersiz beslenmenin pençesinde kıvranan 1 milyardan fazla insan açlıktan ölmezlerse bile yetersiz ve kirli su nedeni ile ölüm tehdidi altında yaşamaktadırlar. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO ) göre üçüncü dünya ülkelerinde görülen hastalıkların büyük bölümünü su kaynaklı hastalıklar oluşturmaktadır.

*Türkiye’nin Durumu

Bir zamanlar kendi kendini besleyen ülkemizde nüfusun %20‘si yeterli gıdaya ulaşamamakta, % 8.5 ‘i açlık sınırında yaşamaktadır. Dünyada adaletsiz dağılım sorunları yaşanırken ülkemizde tarımsal üretim konusunda bir geriye gidiş söz konusudur. Son üç yıl içerinde tarımsal üretimimizde %4 oranında azalma olmuş, Bu durum hayvansal üretimde %10 seviyesine ulaşmıştır. Tarımın ve gıdanın ne kadar önemli ve stratejik sektörler olduğunu düşünürsek tarıma ve doğal kaynaklara sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi kavrarız .

Diğer taraftan hatalı ilaç ve gübre kullanımı, genetik olarak değiştirilmiş organizma içeren tohum ve bunların ürünlerinin üretim ve ithalatının kontrolsüz olarak yapılması, hayvansal ve bitkisel ürünlerde kabul edilemez düzeylerde katkı ve kalıntıların bulunması gıda ürünlerinin güvenliğini tehdit etmektedir

Küresel ısınmanın iklim değişikliklerine etkisinin yoğun yaşandığı bu yıllarda iklim değişiklikleri en çok tarım sektörünü etkileyecektir. Küresel ısınmanın etkisinin tarım sektörüne etkisini azaltmak için gerekli önlemlerin alınması şarttır. Tarımsal alt yapı çalışmalarının biran önce tamamlanması gerekmektedir. Tarım üretimi olmayan bir ülkede gıda sorunun başlıca sorun olacağı açıktır.

*Sonuç

XX.yüzyılda teknolojik imkânların insanlığın hizmetine sunulmasıyla, dünyanın ortak sorunlarının ortadan kaldırılması yolunda önemli adımlar atılmış ve insanoğlu daha modern bir yaşam standardına kavuşturulmuştur. Bir yandan bu sevindirici gelişmeler yaşanırken, diğer yandan da geçmişten günümüze kadar uzanan pek çok sorun dünya gündemindeki öncelikli yerini hâlâ korumaktadır. Bu sorunların en önemlilerinden biri açlık ve yetersiz beslenme tehlikesidir.Açlık ve yetersiz beslenme, farklı birçok nedene bağlı çok boyutlu bir sorundur.
Dünya nüfusundaki hızlı artış, sanayileşme ve şehirleşmenin doğal kaynaklar üzerindeki yoğun baskısı, insan hayatındaki temel dengelerin değişmesine yol açmış ve dünyanın birçok ülkesi açlık, yetersiz sağlık koşulları ve salgın hastalıklar gibi üzücü felâketlerle karşı karşıya kalmıştır.
Bugün dünyada 1 milyara yakın insan açlık ve yetersiz beslenme tehdidinden doğrudan etkilenmektedir.
Kaynaklar ve üretim arasındaki dengenin bozulması ve refahın eşit olarak paylaşılamaması; açlık ve yetersiz beslenmenin olduğu kadar dünya üzerindeki diğer temel sorunların da ana kaynağıdır.
Açlık ve yetersiz beslenmeye karşı kesin çözüm; gıda üretiminin yeterli düzeye çıkarılması, kaynakların daha rasyonel kullanılması, israfın önlenmesi, refahın eşit paylaşımının sağlanmasına yönelik çabaların yoğunlaştırılması ve ihtiyaçlar, kaynaklar ve üretim arasındaki dengenin korunabilmesidir.

Üretelim, kararında tüketip, başkalarını da düşünelim…
 
   Çocuğa nimetin kıymetini nasıl öğretmeliyim?
(07 Şubat 2012 BASIN)

                Yere düşen ekmek gördüğümüzde kaldırır, yüksek bir yere koyarız.

                            Hatta öpüp alnımıza koyar, öyle bırakırız.                                                                                                    
 Ekmeğe gösterilen bu saygı ve nimetlere şükür, günümüz çocuklarına yeterli öğretilmiyor. Hatta bu nimetlere şükürsüzlükle de sınırlı kalmıyor, hiçbir şeyden memnun olmayan yeni nesiller yetiştiriliyor. Verilen nimetlere karşı şükür ve saygı hissiyatları geliştirilmediği takdirde çocukta nankörlük, duyarsızlık oluşuyor.

Pedagog Ali Çankırılı, ihtiyaç olan her şey ve üzerimizde emeği olan herkesin nimet olduğunu söylüyor. Çankırılı, başta anne-babası ve öğretmeni olmak üzere kendisinde emeği olan kişilere saygı göstermeyen, iyiliği dokunanlara teşekkür etmeyen bir çocuğun Allah'a saygı göstermeyi ve verdiği nimetlere şükretmeyi öğrenemeyeceğini belirtiyor. Yemeğe başlarken 'bismillah', yemek bitince de 'elhamdülillah' demenin ve yemek duası yapmanın güzel olduğunu söyleyen Çankırılı, "Bu ezber dualar güzel. Ancak tefekkürden yoksun olduğu için çocukların nimet kavramını ve nimeti vereni anlamalarına yetmiyor." diyor. Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin nimete şükürde eksik olan fikir kısmını çok güzel anlattığını aktaran Çankırılı şunları söylüyor: "Tablacı hükmünde olan insanlardan mesela fırıncıdan ekmek, manavdan meyve alırken bir fiyat ödüyoruz; bedava vermiyorlar. Bunların gerçek sahibi olan Allah, verdiği nimetlere karşılık bizlerden ne istiyor? Üç şey istiyor: Zikir, şükür, fikir. Başta bismillah zikir, sonda elhamdülillah şükür, ortasında bu nimetleri vereni düşünmek, tefekkür etmek, nimetlerin üzerlerindeki harika sanatını görmek de fikir oluyor. Yemek sırasında çocuklarımızla yediğimiz nimetlerin soframıza nasıl geldiğini, toprağa atılan bir tohumun nasıl geliştiğini sohbet tarzında konuşmak da fikirdir, tefekkürdür."

ÇOCUK, EVDEKİ UYGULAMAYI ÖRNEK ALIYOR

Küçük çocuklarda görsel düşüncenin daha aktif olduğunu ifade eden Çankırılı, çocuk eğitiminde davranışların sözlerden etkili olduğunu belirtiyor. Bir lokma ekmeği dahi çöpe atmayarak, tabağa yiyecek kadar yemek koyarak ve hiç artırmayarak çocuğa örnek olunabileceğini vurgulayan Çankırılı, bir anısını şöyle paylaşıyor: Bir akrabamıza yemeğe davetliydik. Baktım evin genç hanımı çöpe bayat ekmek atıyor. 'Ne yapıyorsun kızım!' dedim. 'Özür dilerim hocam, haklısınız' dedi ve ekmeği üç kere öptükten sonra attı. Genç kızımız böyle yapmakla ekmeğe saygı gösterdiğini zannediyordu. Annesinin ekmeği öperek çöpe attığını gören bir çocuk, gerçek anlamda nimete saygıyı anlayamaz ve nimete şükretmeyi öğrenemez. "Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz; Allah israf edenleri sevmez." İlahi ikazı bilmeyenimiz yoktur. Bilmek başka bununla amel etmek yani uygulamak başka. Çocuk anne-babayı ve aile büyüklerini taklit ederek büyür.

Pedagog Ali Çankırılı, ailelerin yaptığı en büyük yanlışlardan bir diğerinin de doyduğu halde çocuğa ısrarla yemek yedirilmesi olduğunu belirtiyor. Çankırılı'ya göre anneler iki kaşık fazla yemek yedirmek için çocuğu zorluyor, tabağını dolduruyor ve "Bunu bitirmeden kalkmayacaksın." diyor. Çocuğa zorla yemek yedirilmemeli, acıkması beklenmeli ki yediği yemeğin tadını alabilsin, nimetin kıymetini bilsin.

Nimete saygı, çocuğa oyunla öğretilebilir

Oyun için bir dilim ekmek, bir kaşık un, bir avuç buğday gerekiyor. Yemekten önce oynanırsa daha etkili olur. Çocuğa, 'Bu ekmek bize nerden geliyor?' diye sorun. Çocuk 'bakkaldan' veya 'fırından' diyecektir. 'Ekmek nasıl yapılıyor?' sorusuna büyük ihtimalle cevap veremeyecektir. O zaman bir kaşık unu göstererek nasıl hamur haline getirildiğini ve fırında nasıl pişirildiğini anlatın. İpuçları vererek 'Un fırına nerden geliyor?' sorusunu sorun. Sonra buğdayın öğütülmesini, tarladan hasat edilmesini, ekilmesini, ekilen buğdayın ihtiyaç duyduğu suyu, güneşi anlatın ve onları Allah'ın yarattığını izah edin. Oyundan şu sonucu çıkarın: "Bir dilim ekmeği çöpe attığımızda başta toprağı, buğdayı, suyu, güneşi, havayı yaratan Allah'a, sonra sırasıyla buğdayı tarlaya eken çiftçiye, buğdayı öğüten değirmenciye, ekmeği pişiren fırıncıya ve ekmeği bakkaldan alacak parayı kazanan anne-babamıza saygısızlık yapmış oluruz."

 

   
*Özdeyişler
“Komşusu açken, yatağında rahat uyuyan bizden değildir.” Hz.Muhammed
 
  Ekmek aslanın ağzında.
 
  Ekmeğini dizine almış.
 
  Ekmeğini taştan çıkarıyor.
 
  Her şey ekmek parası için.
 
  Buradan ekmek yemek.
 
  Ekmek yediği yere nankörlük etmek.

 “Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.” Montaigne

“ Açlık, ne dost, ne akraba, ne insanlık ne de hak tanır.” Dainel Defoe

“Açlık, insanı kötülüğe sürükler.” Virgilius

“ Yeni bir yemeğin bulunuşu, insanı, yeni bir yıldızın bulunuşundan daha çok mutlu kılar.”
Brillat-Savarin

“Yürek mideyi değil, mide yüreği sürükler.” Cervantes

“İnsanın yüreğine giden yol, midesinden geçer.” Sarah P. Parton

“Her yardım, Cennet’e doğru bir basamaktır.”
Henry Ward Beecher

“Açlığa Karşı Birleşelim!” FAO
"YE,ŞÜKRET,SEV"

BESİNLER

Artık “dişiniz çıktı” der,
Süt vermez cici annemiz.
Alır kucağına sever,
Toprak, ikinci annemiz.

Besler bizi bin bir öğün
Yemişler, sebzeler her gün,
Beni yanına götürün,
Toprak ikinci annemiz.

Hepsinde bir türkü, bir ses,
Buğday, dut, kiraz, patates.
¦Hadi bana bir kavun kes,
Toprak ikinci annemiz.

                          Fazıl Hüsnü DAĞLARCA  

 

İSRAFI ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ

“Elektrik israfı yoğun; su israfı, yoğun; kâğıt israfı yoğun… İsrafın hızını kesin!”
 

Öncelikle İsraf etmeme bir yaşam biçimi, yaşam felsefesi olmalıdır.

*Ekmekte tasarruf yöntemleri:

1. İhtiyaçtan fazla ekmek alınmamalıdır.
2. Ekmek poşette saklanmalı, uzun süreli muhafaza için buzdolabına kaldırılmalıdır.
3. Mümkün olduğunca küçük gramajlı ekmek alınmalıdır.
4. Ekmek dilimlenerek tüketilmelidir.
5. Bayat ekmekler; galeta, galeta unu, ekmek tatlısı, vs. olarak değerlendirilmelidir.
6. Raf ömrü uzun, kaliteli ekmek üretimi yaygınlaştırılmalıdır.
7. Soğumuş ekmek, bayatlamış ekmek demek değildir.
      

*Suda tasarruf yöntemleri:

1. Bulaşık ve çamaşır makineleri tam dolu çalıştırılmalıdır.
2. Banyo bataryalarının su tesisatına bağlantısında ara musluk kullanılmalıdır. Ara musluklarla su debisini azaltılmalıdır.
3. Küçük çocukların musluk kullanımını denetlenmelidir.
4. Duş alırken el duşu kullanılması, %50 oranında tasarruf sağlayacaktır.
5. Klozet rezervuarlarının su depolama ayarları en az seviyeye ayarlanmalıdır. Rezervuarlarda su kaçağının önlenmesi günde 70 lt. tasarruf sağlayacaktır.
6. Küçük ebatlı ve az miktardaki kolay çamaşırlar elle yıkanmalıdır.
7. Tuvalet kâğıdı, peçete, sigara izmariti gibi atıklar, klozet ve tuvaletlere atılmamalıdır. Bu durumda daha fazla su kullanmak zorunda kalınmaktadır.
8. Fazla akıtarak suyun soğumasını sağlamak yerine buzdolabında sürekli soğuk su bulundurulmalı ve buz kullanılmalıdır.

*Elektrikte tasarruf yöntemleri:

1. Elektrik ocaklarında kullanılan tencere çapı, ocak çapından büyük olmalıdır.
2. Yemek ısıtmada varsa mikrodalga fırın kullanılmalıdır.

3. Ocaklarda tabanı düz tencere ve tava kullanılmalıdır.
4. Fırınlarda pişirme işlemini seramik ve cam tencerelerle yapmak tasarruf sağlar.
5. Tencere ve tavaları uygun kapaklarla iyi kapatılmalıdır.
6. Sebze ve patates haşlamada az su kullanıp, düdüklü tencereler tercih edilmelidir.
7. Pişirme esnasında tencere kapağı kontrol amacı ile sıkça açılmamalıdır.
8. Pişme işlemi bitmeden önce ocak kapatılarak, son birkaç dakika için enerji kullanmadan pişme sürecini devam ettirmek mümkündür.
9. İlk baştaki güçlü pişirme ateşi sonradan kısılarak azaltılmalıdır.
10. Fırınlar istisnalar dışında önceden ısıtılmamalı, fırın kapağı sıkça açılmamalıdır.
11. Küçük tepsileri büyük fırınlarda pişirmek enerji kaybını arttırır.
12. Fırının pişme süresinden önce kapatılması halinde 5–10 dakikalık tasarruf sağlamak mümkündür.
13. Yumurtalar, tencerede değil, yumurta pişiricilerde haşlanmalıdır.
14. Donmuş gıdalar oda sıcaklığında çözdürülmelidir.
15. Mikrodalga fırının iç yüzeyi temiz tutulmalıdır.
16. Tenceredeki malzeme kaynadığında ocak kısılmalıdır.
17. Çok büyük kaplarlardaki pişirme işlemi gazlı ocaklarla, az miktar ve küçük kaplardaki pişirme işlemi de elektrikli ocaklarla yapılmalıdır.
18. Elektrikli fırınlarda turbo sistemliler tercih edilmelidir.
19. Mümkün olabildiğince az miktarda yemek pişirmemek gereklidir. Yemek ısıtmak, yeni yemek pişirmekten az enerji harcar.
20. Fırınlarda saat ve termometre kullanılmalıdır.
21. Mutfağın gün ışığı ile aydınlanması, % 15 oranında tasarruf demektir.
22. Yazın aydınlanmada ısı yayma özelliği az olan flüoresan lambalar kullanılmalıdır.
23. Klimaların bakımına dikkat edilmeli, cihaz 10 yaşından sonra değiştirilmelidir.
24. Gece/gündüz kullanılmayan alanlar soğutulmamalıdır.
25. Buzdolabı, ısı yayan aletlerden ve ısı kaynaklarından uzak tutulmalıdır.
26. Buzdolabının duvara uzaklığı 10 cm. den az olmamalıdır.
27. Buzdolabının kapı contası ve yalıtımının sağlam olmasını sağlanmalıdır.
28. Buzdolabının arkasındaki tel paneli sık temizlenmelidir.
29. Buzdolabının kapısı açık tutulmamalı, içindekilerin düzenli olarak yerleştirilmesiyle kullanımı kolaylaştırılmalı, buzları düzenli olarak eritilmelidir.
30. Buzdolabı soğuk ve havalandırılabilen alanlarda bulundurulmalıdır.
31. Soğutma sıcaklığı buzdolabının -7°C, derin dondurucununsa -18°C olmalıdır.
32. Uzun süreli konuttan ayrılmalarda en düşük soğutma seviyesi tercih edilmelidir.
33. Buzdolabının içine konulan tüm gıda maddeleri kapalı kaplarda bulundurulmalıdır.
34. Banyo ve tuvaletlerin gün ışığı ile aydınlatılması tercih edilmelidir.
35. Merdiven otomatiklerinde duyarlı sistemler kullanılmalıdır.
36. TV ve radyo, takip edilecek programlar dışında kapatılarak, israf önlenmelidir.
37. Lamba odadan çıkarken, kısa bir süre sonra dönülecek olsa bile kapatılmalıdır.
38. Ütülenecek giyecekler biriktirilerek ütülenmelidir.
39. Az miktar suyun ısıtılması için su ısıtıcılar tercih edilmelidir.

*Doğalgazda tasarruf yöntemleri:

1. Doğalgazlı ve gazlı ocaklarda verimi yüksek olanlar tercih edilmelidir.
2. Camlarda çift cam sistemi kullanılmalıdır.
3. Kuru havada soğuk daha çok hissedilir. Bu nedenle kışın odalar nemlendirilmelidir.
4. Geceleri ve konuttan uzun süreli ayrılmalarda sıcaklık ayarı düşürülmelidir.
5. Radyatörlerin üzeri, önü estetik sebeplerle kapatılmamalıdır. Radyatör arkasındaki duvara folyolu levhalar konulmalıdır.
6. Pencere ve kapı izolâsyonu, %15 oranında tasarruf demektir.
7. Kalın ve pencereyi tamamen kapatan perdeler kullanılmalıdır.
8. Kışın oda havalandırması, tam açık pencerelerle kısa süre için yapılmalıdır.
9. Gece/gündüz kullanılmayan alanlar ısıtılmamalı, kapılar kapalı tutulmalıdır.
10. Zaman ayarlı termostat kullanılmalıdır. Termostatlar kapı, pencere ve ısıveren aletlerin uzağına monte edilmelidir. Konuttan bir günden fazla ayrılma halinde termostat kapatılmalıdır.
11. Termostat 19–20 °C ye ayarlanmalıdır. Bunun üzerindeki her 1 °C, % 6 daha fazla doğalgaz tüketimidir.
12. Binanın çatı, duvar ve pencere yalıtımının tam olması halinde; çatı yalıtımında % 20, dış duvar yalıtımında % 15, pencere kapı yalıtımında % 15, sızdırmazlık önlemleriyle % 10 oranında enerji tasarrufu sağlanır.
13. Doğalgaz sobasının filtreleri ayda bir kez temizlenmeli ya da değiştirilmelidir.
14. Mümkünse evin etrafını yeşillendirilmelidir.
15. Kullanılmayan baca delikleri kapatılmalıdır.
16. Doğalgazlı ısınma aracı alımında verimi yüksek olanları tercih edilmelidir.
17. Bacalı doğalgaz cihazları dolap içerisine yerleştirilmemelidir. Zira, cihazın ortamdan hava almasını engeller ve verimini düşürür.
18. Doğalgaz kaçaklarına karşı dikkatli olunmalıdır.
19. Apartman kapıları kapalı tutulmalıdır.
20. Doğalgazın yabancı para birimi ile satın alınan ve ana vanası yabancıların elinde olan bir enerji kaynağı olduğunu unutulmamalıdır.

*Kağıt tüketiminde tasarruf yöntemleri:

Kâğıt kullanımında geri dönüşüm büyük önem arz etmektedir. Kişisel kâğıt kullanımından kurumlara kadar her alandaki kâğıt kullanımında geri dönüşüm sağlanmalıdır.

Bizim Aile Dergisi -alıntı

 

İLAÇ İSRAFI

 

 

 

 

Yapılan araştırmalar, her 100 evden 80’inde bir ya da birden fazla türden ilaç bulunduğunu gösteriyor. Bu ilaçların da büyük bir bölümünü antibiyotikler, ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve romatizmal ilaçlar oluşturuyor. Bunları mide, sindirim sistemi ilaçları ve vitaminler izliyor. Ne var ki evde bulunan bu ilaçların sadece beşte biri, gerçekten evde ilaç ihtiyacı olan bir hasta tarafından kullanılıyor. Geri kalan ilaçlar evde lüzumsuz olarak bulunuyor. Evde lüzümsuz olarak bulunan bu ilaçların ülke ekonomisine yıllık maliyetinin 8 milyon dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor.

 

Peki bir insanın evinde, neden kullanmadığı ilaç bulunur ? Bunun hekimden, hastadan (kişiden) ve eczaneden kaynaklanan nedenleri olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce hekimlerin reçete ettikleri ilaçlar hakkında hastalarına ayrıntılı bilgi vermesi gerekiyor. Bilgi hastanın tedaviye uyumunu sağlar. Uyum da tedavinin yarıda kesilmemesi anlamına gelir. Her yarıda kesilen tedavi, evde ilaç birikmesi demektir.

 

Bir çok hasta doktora gelince, “evde bulunsun, lazım olabilir” diye reçetede boş bir yer kalmışsa mutlaka oraya bir ağrı kesici, antibiyotik, vitamin, öksürük şurubu yada krem eklettirme eğilimindedir. Hatta sırf bu düşünce ile hekime gelenlerde vardır. Bu durum uygunsuz ilaç kullanımına neden olmaktadır. Unutmayın ki ilaçlar hekimin önerdiği zamanda, dozda ve sürede kullanılmalıdır. Hiçbir ilacın kullanma kararını hastanın kendisi vermemelidir. Ne var ki toplumumuzda başta antibiyotikler olmak üzere bir çok ilaç uygunsuz kullanılarak israf edilmektedir. Özellikle en ufak soğuk algınlığında bile antibiyotiklere sarılmak adet haline gelmiştir. Uygunsuz ilaç kullanmanın ülke ekonomisine verdiği zarar oldukça yüksektir.

 

Her ne kadar ilaçların çoğunun üzerinde reçetesiz satılmaz yazsa da, bazı ilaçlar dışında, bu gün isteyen istediği ilacı eczanelerden direk olarak satın alabilmektedir. Ayrıca toplumumuzda başkalarının tavsiyesi ile “ ona iyi geldiyse banada iyi gelir” düşüncesiyle ilaç alımları olmaktadır. Bugün bu yolla binlerce tablet antibiyotik, ağrıkesici alınmakta bir iki adet kullanıldıktan sonra evdeki raflara, dolaplara kaldırılarak miadını doldurmayı beklemektedir.

İlaç israfının önlenmesi “akılcı ilaç kullanımı” ile çözülebilir. Akılcı ilaç kullanımı hekimin önerisi ile hastalığın ve hastanın özelliğine, göre yeterli süre ve dozda, en düşük fiyata, en etkin, kolayca sağlanabilecek tedavinin verilmesi şeklinde olur. Aslında israfın önlenmesinde en akılcı yol sağlığın değerini bilmek ve korumaktır.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

Dr.Ahmet ERGİN

Aile Hekimliği Uzmanı

 

 
Mutfakta israfı önlemem için ne yapmalı?

Buzdolabında günlerdir pişirilmeyi beklediği için porsuyup çürüyen sebzeler, iyi saklanamayan ve nice zamandır sofraya çıkmak için sıra bekleyen bakliyat çeşitleri, dolaba koymayı unuttuğumuz tencere yemekleri, bayatlamış ekmekler, sararmış yeşillikler...
Plansız yapılan alışverişler yüzünden çöpe giden her yiyecek, mutfak bütçesinin kara delikleridir. Özellikle semt pazarlarından haftalık yapılan alışverişlerde çabuk bozulma ihtimali olan ve ihtiyaçtan fazla alman sebze ve meyveler israf olabiliyor. Mutfak harcamalarını dengede tutmak ve kayıpların önüne geçmek için doğru alışveriş ve saklama yöntemlerinin ipuçlarını, Samanyolu Televizyonu'nda Yeşil Elma programını sunan ünlü yemek ustası Oktay Aymelek'e sorduk. Toplu yapılan alışverişlerde gıdaların bir kısmının bozulma ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çeken Oktay Usta, alman sebzelerin en fazla 2 günlük hesap edilmesini öneriyor. Oktay Usta'nm alışveriş ilkesi: Taze sebzeleri en fazla iki çeşit ve bir öğünde tükenecek miktarlarda almak.
İşte Oktay Usta'nın mutfak tavsiyeleri:
Buzdolabına, ıslak sebze meyve koymayın
Meyve ve sebzeleri buzdolabına naylon torbalarda veya saklama kaplarında koyun. Açıkta kalan yiyecekler diriliğini kaybeder ve dolap içinde koku oluşturur. Eğer yıkayarak koyacaksanız, mutlaka kurulayın. Saklama kabının zeminine biriken su, yiyecekleri çürütür.
Mutfaklarda en çok israf olan yiyeceklerden biri de maydanoz, dereotu, taze nane gibi yeşilliklerdir. Bunları alırken küçük demetleri tercih edin. Mutlaka buzdolabında saklayın. Islak bir yeşilliği naylon torba ile buzdolabına koyarsanız birkaç gün içinde yarısı yenmez hale gelir. Bunun yerine, yeşillikleri kâğıt havluya sararak naylon torbanın içinde buzdolabına koyun. Bu şekilde birkaç gün daha taze kalabilir. Her türlü yiyeceği saklamak için vakumlu saklama kaplarından da yararlanılabilir. Bunlar hava akımını durdurduğu için yiyeceğin taze kalma süresini uzatır.
En fazla iki çeşit sebze alın
Alışveriş yaparken her şeyden önce ihtiyaçtan fazlasını almamaya dikkat edin. Taze tüketilmesi gereken ıspanak, brokoli gibi sebzeleri ve çilek, dut ve benzeri meyveleri az miktarda alın. Ispanak alırken kuru olanları tercih edin. Islak aldıysanız aynı gün pişirin, hiç bekletmeyin. Dolapta bir gün de kalsa bir kısmı bozulur. Brokoliyi de aldığınız gün sofraya getirin. Brokoli dolapta bekledikçe uçlarındaki minik çiçekler sararmaya başlar, besin değeri de azalır. Özellikle sebze çeşitlerinde karar verirken ailenin damak tadını gözetin. Pek sevilmeyen veya ilk defa deneyeceğiniz bir sebze alacaksanız en az miktarı olsun.
Bakliyatlar için vakumlu kaplar ideal
Evlerde, doğru saklanmadığı zaman bozulabilen yiyeceklerden biri de bakliyatlar. Kuru fasulye, nohut, pirinç, bulgur gibi kuru gıdalar, bazen fiyatı daha uygun geldiği için toptan alınabiliyor, ancak merkezi sistemle ısınan evlerde tükenmeden böceklenme riski oluşuyor. Her şeyi buzdolabına koyamayacağımıza göre, Oktay Usta'nın bunlar için önerisi de azar azar satın almak. Halihazırda olanlar da vakumlu kaplara konularak saklanabilir. Başka bir yöntem de pişirerek saklamak. Fasulye veya nohutu düdüklü tencerede pişirip, bir öğünlük paketler halinde derin dondurucuya koyabilirsiniz. Bu şekilde acil durumlarda pratik yemek imkânınız da olur. Haftalık yemek programı yaparak pazara çıkın Sebze ve meyvelerin en tazesi semt pazarlarında bulunuyor ancak burada da çok alıp tüketememe riski var. Semt pazarından haftalık alışveriş yapacaksanız, yemek planını oluşturup öyle çıkın. Bazen satıcılar hesabı yuvarlak yapmak için isteğinizden fazla vermeye çalışır. Satıcıyı reddetmek, evde bozulmasından iyidir. Bir defada en fazla iki tür sebze alın. Ispanak, brokoli gibi çabuk bozulabilecek olanları aynı gün veya ertesi gün pişirin. Diğer günlere daha dayanıklı olan pırasa, karnabahar, lahana gibi çeşitleri ayırın. Pırasanın üstünden bir kat aldığınızda alttan taze kalan kısmı çıkar ama israf olmaması için çabuk tüketilmesi gerekir. Haftanın son günlerine bakliyat ve et yemeklerini bırakın.
BAYAT EKMEKLERLE NELER YAPILABİLİR?
 
1. Ekmek kavurması

Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. Tencerede kızartılmış yağ ile kavrulur. Ekmekler kavrulurken 1 çay bardağı soğuk su üzerine serpilir.
İyice karıştırıldıktan sonra tencerenin kapağı kapatılıp 5 dakika pişirilir.

2. Papara

Bayat ekmekler çukur bir kaba kuşbaşı doğranır. Halka halka doğranmış soğan tereyağı veya zeytinyağında kavrulur. Ardından
tuz ve su eklenip kaynatılır. Üzerine tulum peyniri dökülür. Bir süre ılımaya bırakıldıktan sonra çukur kaptaki ekmeklerin üzerine dökülür.



3. Tirit

Bayat ekmek dilimleri bir kaba yerleştirilir. Kıyılmış soğan tuz ile öldürülüp ekmek dilimleri üzerine döşenir. Sonra üzerine haşlanmış kemikli etin suyu bolca dökülür. Dileyen kıyılı maydanoz
veya sumak serpebilir.


4. Ekmek süpürgesi (Ankara dolaylarından bir tirit çeşidi)

Bayat ekmek dilimlenip bir tepsiye yerleştirilir. Bir tencerede su kaynatılıp ekmek dilimlerinin üzerinde gezdirilir. Ardından
sarımsaklı yoğurt dökülür. Son olarak da bir tavada yağ ile kavrulan salça ve kırmızı pul biber karışımı gezdirilir.


5. Ekmek oğması

Bayat ekmeklerin içi -istenirse kabuğu ile birlikte- ufalanır; bir kapta eritilen tereyağına dökülerek kavrulur. Sonra üzerine bir yumurta kırılıp
ekmek ufakları ile alt üst edilir. Ardından 1 bardak süt dökülüp yeniden karıştırılır. Çok hafif ateşte süt çekilinceye kadar bekletilir. Süt çekilince ateşten alınır; üzerine bir bez konularak demlendirilir. Ilınınca
yenilir.



6. Yalancı paça

Küçük küpler şeklinde doğranan soğan tencerede 1 yemek kaşığı tereyağı ile kavrularak pembeleştirilir. Üzerine salça ilâve edilerek eritilir. Dövülmüş
2 diş sarımsak 1 limonun suyu tuz kırmızı toz biber ve et suyu katılır. Bayat ekmek küp şeklinde doğranarak tereyağında kavrulur. Kıtırlaşınca
çorba kâsesine doldurulan çorbanın üzerine dökülür.



7. Kalacuş

Bayat ekmek küpler halinde kesilerek derin bir kaba konur. Kıyılmış soğan tavada kızdırılmış margarin ile pembeleşinceye kadar kavrulur.
Çalkanarak ayran kıvamına getirilen yoğurt ve su yağ ve soğanın bulunduğu tavaya eklenir.Birkaç dakika kaynatıldıktan sonra oluşan karışım derin kapta bulunan
doğranmış bayat ekmeklerin üzerine dökülür. Kabın kapağı kapatılır.Bir süre ateşin üzerinde tutulduktan sonra hemen sofraya getirilir.



8. Ekmekli omlet

4 dilim bayat ekmek küp şeklinde kesilip tereyağında kızartılır. 8 yumurta 2.5 su bardağı süt tuz ve muskat karıştırılıp iyice çırpılır.
Hazırlanan karışımdan 4 ayrı omlet pişirilir. Üzerine küp şeklinde doğranmış kızarmış ekmek ve küp şeklinde doğranmış domatesler koyulup ikiye katlanır.


9. Ekmek karıştırması

Bayat ekmek lokmalar halinde doğranır. 3 yemek kaşığı margarin bir tencerede eritilir. Erimiş tereyağına kaşık ucu
ile salça koyulur. Üzerine 3-4 yumurta kırılır; karıştırılarak pişirilir. Ardından karabiber serpilir. Doğranmış ekmekler ve maydanoz da eklenip kısık
ateşte biraz karıştırılır. Tencerenin kapağı kapatılıp 6-7 dakika ekmekler yumuşatılır.Ekmek karıştırması cacık veya salata ile yenilebilir.



10. Yumurtalı ekmek aşı

Bayat ekmek dilimleri küp şeklinde doğranıp fırında kıtırlaştırılır. Piyaz doğranmış soğan bir tavada yarım çay bardağı sıvı yağ ile
pembeleştirilir. 1 çorba kaşığı salça ve 1 çay bardağı su eklenip birkaç dakika kaynatılır. Doğranmış ekmekler soğanlar ile karıştırılıp tavanın kenarlarına çekilir.
Tavanın ortasına 2 yumurta kırılır. Üzerine tuz ve karabiber ekilir.Tavanın kapağı kapatılarak yumurtaların pişmesi beklenir.4 diş sarımsak dövülüp yoğurda katılır. Sarımsaklı yoğurt servis tabağına
alınır. Üzerine tavadaki pişmiş olan yumurtalı ekmek aşı bozulmadan çıkarılır.1 çorba kaşığı erimiş margarinde yeterli miktarda kırmızı pul biber hafifçe
yakılır. Biberli yağ yemeğin üzerine gezdirilir.


YİYECEKLERİNİZİ ATIYORMUSUNUZ?